Sakıp Sabancı Müzesi’nde Batı’ya Yolculuk: Türk Resminin 70 Yıllık Serüveni (1860-1930) adlı sergi var. Dilerseniz 2 Ağustos’a kadar gider; Osman Hamdi, İbrahim Çallı, Şeker Ahmet Paşa zamanında ne yapmışlar görürsünüz. Küratörlüğünü Ferit Edgü yapmış; Edgü’ye dair sevdiğim şey yorumlarının anlaşılır olması. Yoksa sanat yazılarının yüksekten atıp tutan, fazlasıyla garip ve gereksiz kelimelerle başı sonu belli olmayan cümleler kullanan ve bütün bunların hepsini sırf sıradan insanı dışarıda bırakmak için yapan tavrı beni -kendim anlayamadığımdan değil çünkü içimi baysa da çoğunu anlayabiliyorum- inanılmaz sinir ediyor.

Şeker Ahmet Paşa/Ormanda Karaca
Üniversitede Osmanlı’dan Cumhuriyet’e Türk Resminde Kullanılan İmgeler ve Değişimi diye sırf kaynak kısmı üç sayfa tutan şahane bir ödev hazırlamıştım. Bak, bak, ada bak! Bir ağız dolusu mübarek. İmge de demişim, dilimi eşek arısı soksun. Fakat gayet açık ve anlaşılır aslında. Bakın sanattan bayanlar için iki satırda açıklayayım hemen ödevin içeriğini; mesela Osmanlı ressamlarının saray hayatını konu eder, kadınları genelde haremde çizer ve tablolardaki insanlar genel olarak bir rehavet içindedir. Cumhuriyetin ilanı ile beraber Atatürk’ün de desteğiyle sanat saraydan çıkar; halkı, hatta fazlasıyla köylüleri konu alır, o dönemin resimlerindeki kadınlar çalışan, hayatın içinde yer alan kadınlardır. Genel olarak da resimlerde çalışmak, kalkınmak, birlik vs. pompalanır. Bakın, dönemin şartları falan da düşünüldüğünde ne kadar mantıklı değil mi? Peki bugün bu ödev, bu faideli eser nerde? Yok. Yok, çünkü bilgisayara format atmadan önce bütün dosyaları yedeklediğini iddia eden bir insan sayesinde yok. Aynı sebepten bitirme tezim de yok. Neyse, şunu diyecektim; hazırladığım bu ödev sayesinde bugün Osmanlı-Türk resmini konu alan bütün sergileri, sırf o döneme dair bilgi sahibi olduğum için rahat rahat anladığımdan, şahane bir keyifle geziyorum. Dolayısıyla benim bu sergiyi 2 Ağustos’a kadar bir hafta sonuna sıkıştırıp gitmem gerekiyor.
Müzede aynı zamanda Lizbon: Bir Başka Şehirden Hatıralar adlı bir sergi daha var, o da 2 Ağustos’a kadar duruyor. 20. yüzyıl başı Portekizli sanatçıların eserleri sergileniyormuş. Güzel olabilir, hem gitmişken bir taşla iki kuş vurursunuz.
Sabancı Müzesi’ni beğeniyorum; düzenledikleri gayet sağlam sergilerin yanı sıra çocuklar için düzenledikleri workshop’ları güzeldir, rehberleri adam gibi İngilizce konuşur, bana göre güzel bir müzedir işte özetle.
Çok sevdiğim bir müze; üstelik Taksim’de hemen öyle çabucak gidilebilecek bir yerde olmasını ve girişte beni tanıdıkları için öğrenci bileti kesmelerini de ayrıca seviyorum. Müze binasına ayrıca hastayım; gece ışıklandırıldığında karşı kaldırıma sandalye atıp seyredesim geliyor. İnşallah Gustav Klimt'i de getirecek de, çadır kuracağım önüne. Şimdi de 19 Temmuz’a kadar Victoria&Albert Müzesi’nden gelen Dünya Seramiğinin Başyapıtları adlı bir sergi var fakat dünya seramiği beni bozar.
Bu sıralar süreli sergileri yok, sabit koleksiyon ya da 30 Ağustos’a kadar Annette Merrild’in Oda Projesi adlı fotoğraf sergisi gezilebilir. Annette yememiş, içmemiş; 9 ülkede 9 kente gidip milletin evinin içini fotoğraflamış. Aklımda “Turistler bunları göremiyor ama evlerin içi de ülkeler, insanlar, yaşayışları hakkında çok fazla fikir verir.” gibi kalmış bir şeylerle anlatmış çalışmasını. Bana mantıklı geldi, hem ağır voyör zevklere sahibimdir, 30 Ağustos’a kadar 30 kere giderim ben buna. Ayriyeten İstanbul Modern’in restoranı bence yemekleri pek matah olmasa da, gerek deniz manzarası, gerek garsonlarının manzarasıyla insanın içini bir ayrı açar sevgili okurlarım eğer buraya kadar kaçmamış da hala okuyorsanız. Hepimiz için sanat, sanat, nereye kadar, değil mi?
Aaa, bakınız bu kristal avizeler, floresan lambalar, koca koca halılar, oymalı kakmalı koltuklar tanıdık gelmiyor mu? Bayrak bile var!
Henry Kupjack’in 1/12 ölçekle yarattığı Minyatür Odalar Sergisi’ni gezmek için 15 Eylül’e kadar vakit var. Bu sergi için davetiyem de var, bir ara gider gezerim. Fakat Allah biliyor ya, bu müzeyi hiç sevmiyorum. Seneler içerisinde iyice sıkış-tepiş olmuş ve çok kötü düzenlenmiş bir yer. Rehberlik hizmeti en son gittiğimizde çok kötüydü; keza internet siteleri de, primitifliği bir yana, gayet dezenformatif. Bir de grup şirketleri arasında sinerji yaratılsın diye senelerdir Koç Topluluğu şirketlerinin pek çok yemeği, özel gecesi Erdoğan Gönül Galerisi’ndeki arabaların çekilip yerine sahne düzeni ve masa kurulması ile düzenlenir.
Zaten konsepti de saydığım diğer müzelerden farklı bir müze ama Minyatür Odalar’ı gezmesi keyifli ve belirli dönemlerden iç mekânlar hakkında gayet bilgilendirici olabilir, bir de kızlar genelde minyatür bebek evi gibi şeyleri severler diye düşündüğüm için yer vermek istedim.
17.Yüzyıl Korsan Kaptanının Kamarası, 1680
Montmorenci Merdivenli Salon, 1830





2 yorum:
Yarın ben İstanbul'a gitmeden önce bu postu yazman süper olmuş, İstanbul Modern'i ziyaret edeyim pazar dönmeden. Bir de bilgisayarın formatlansa bile eski dosyaları kurtarabilen programlar olduğunu biliyorsun değil mi?
Ay bilmiyorum tabii Onur, sanki okumuyorsun burayı. İstersen 34574 ile 856'yı da kafadan çarpayım bi. :D
Ayrıca varsa bile onun için çok geç kalındı, giden gitti artık.
Ama postun işine yarayacak olmasına sevindim. Sabancı'ya da git bence fırsatın olursa.
Yorum Gönder