Her sabah olduğu üzere bu sabah da Caffé Nero’ya girince, ilk defa şöyle bir manzarayla karşılaştım: İki çöpçü sıradaydılar. Hoşuma gitti; yurtdışında kahve almak bizdeki gibi
özel bir şey değil; takım elbiseli adam, öğrenci, tesisatçı, birbirlerine bizdeki gibi kötü bakışlar atmadan, hepsi aynı sırada bekleyebiliyor. İki çay 5.50 TL tutunca adam;
“Oo, çokmuş. Tahmin edemedik, biz hep 50 kuruşa, 1 liraya alıyoruz çayı. Kalsa olur mu?” dedi. Ben bu ana şahit olmanın rahatsızlığı içinde, bir an çayların parasını ödemeyi teklif etmeyi düşünürken Nero baristalarından Akif Bey, bizlere gösterdiği tavırdan zerre kadar farklı olmayan bir tavırla, “Önemli değil, bizden olsun
efendim.” dedi adama.
Ben bu Maslak Caffé Nero personeli gibisini görmedim. Hepsi inanılmaz çalışkan, eğlenceli, hoş sohbet, kibar insanlar. Devamlı gelen onca müşteriye isimleriyle hitap ediyorlar, benim gibi devamlı aynı şeyi içiyorsanız siz daha söylemeden hazırlıyorlar, ola ki kendi müşkülpesentliğinizden bir şeyi beğenmediyseniz seve seve yeniden hazırlıyorlar, sizinle şakalaşıyorlar, gelen herkesi mutlu gönderiyorlar. Aynı tavrı bugün büyük olasılıkla bir daha cafelerine gel(e)meyecek bir adama da yapmaları, bütün bunları kaz gelecek yerden tavuk esirgenmez mantığı ile değil, samimiyetle yaptıklarını gösteriyor. Hoş, benim zaten şüphem yoktu. Umarım üstleri sahip oldukları asıl değerin, güzel kahveleri kadar insan kaynaklarının sağlamlığı olduğunun farkındadır.