23 Mayıs 2013 Perşembe

Bruegel

Pieter Bruegel the Elder / Flemish Proverbs (1559)
Bu sene gezdiğim müzenin, gördüğüm resmin haddi hesabı yok. Harikaydı, süperdi. Aklım hala almıyor. Sonra buraya geldim; henüz hepsini gezemesem de, burada da çok güzel ve heyecan verici sergilerle karşılaştım. 

Ve bu sene iki Bruegel resminin gerçeğini gördüm. Biri bu yukarıdaki Flemish Proverbs. Bruegel'in atasözleri ve deyimlere merakına bu yazıda değinmiştim. The Fall of Icarus'ta bir deyim varken bu resimde tam 112 deyim gizli. Bunların neler olduğununa şu linkten bakabilirsiniz. Yalnız tablo Wikipedia'da yazdığı gibi Berlin de değil, Mexico City'deki Museo Soumaya'da.   

Carlos Slim'in merhume eşi Bayan Soumaya'nın adını verdiği Museo Soumaya'ya son haftamda gittim. Bir sanatseveri çok mutlu edecek bir yer olduğunu düşünüyorum. Kimlerden neler neler var anlatamam. İnanılmaz bir şey, onca resmin tek bir kişiye ait olması. Hatırlarsanız, Meksika'dayken beni evlat edinecek aile arıyordum. Slim beni evlat edinse ilk işim bunu müzeden alıp evime asmak olurdu. 

Bazen evde bir Bruegel resmi olsa, nasıl olurdu diye düşünüyorum. Sanki eve yeni bebek, kedi-köpek gelmiş gibi bir heyecan. İnsan gidip gidip bakar. Sonra gerçi herhalde alışır, gece kıçını kaşıya kaşıya önünden geçip tuvalete falan gider. 

Evet, muhteşem saçmalıyorum. Neyse, bir diğeri de Buenos Aires'deki Fortabat Art Collection'daki Census in Bethlehem'di. Favori tablolarımdan değil ama olsun; Bruegel, Buegel'dir. Büyüleniyorum, nefesim kesiliyor bu adamın tablolarının karşısında. 

Bruegel the Elder / Census in Bethlehem      

22 Mayıs 2013 Çarşamba

Tüm kaçanlara.



İçine sevinçle girdiğim, kendimi rahatça özdeşleştirebildiğim tek kimlik, Akdenizlilik. Ben buna Ege'yi de dahil ediyorum. 

20 Mayıs 2013 Pazartesi

Künge

Geçen sene komşunun tavan arasındaki su deposunun artık her neyiyse, bir şeyi bozulmuş. Ben bir süre sonra yukarı çıktığımda su deposunun hemen altında duran, bana ait küçük kolinin su içinde kaldığını gördüm. Kolinin tavan arasında durması benim ona önem vermediğime değil, devamlı kullanmadığım şeyleri evde koyacak yerimin olmadığına delalet ediyor. O kolinin içinde ıslanıp gidenler arasında en önemli şeylerden biri ananemin ıslandığı için paslanmış Singer marka makasıydı. Ben çocukken her şeyi o makasla kestim; dergilerden kesip bazen ağzıma da attığım resimleri, gazetelerin o vakit verdiği karton evleri, kağıt bebeklerle elbiselerini. Beş yaşımı serin arka odada, yerde Almanca Burda dergileri, yukarıda saydığım diğer şeyler, o Singer makas ve devamlı bittiği için para isteyip bakkaldan bir koşu aldığım Uhu'lar içinde hatırlıyorum. O sıralar ananemden en çok bunu duyardım: künge. Ne anlama geldiğini hiç sormadım, çok belliydi.       

Makasla birlikte 20-26 yaşları arasında doldurduğum üç çizim defterim de ıslanıp gitti. Resimleri yitirmek, sonra o resimlere bir daha hiç bakamamak ve bunun acısı -nadiren bulduğumda öforisi- benim hayatımın olayı. Bugün bütün gün o defterlerde neler vardı diye düşündüm ve unutmamak için, hatırladığım kadarıyla listesini yaptım. Ben o yıllarda aşağıdakileri düşünmüşüm ve toz pastel, suluboya, suluboya kalem, tükenmez kalem, kurşun kalem, keçeli kalem, füzen gibi malzemelerle çoğunu bir yerlerden bakarak, kimi aklımdan bir sürü resim çizmişim:

Henri Matisse; Red Room (Harmony in Red), Black Leaf on Green Paper, Il Gatto di Henri Matisse, The Music Lesson. 
Andy Warhol; Street Signs.
Cihat Burak; Kocasinan Camii Mezarlığı.

Tek, çift, üç kollu ve dönel merdivenler.  
Basık, beşik, sivri tonozlar. 
Pencereler, pencere parçaları. Körkasalar, buğu olukları, İspanyolet kolu ve demirleri.
Ahşap birleştirmeler; açık zıvanalı, lambalı, kinişli-çıtalı birleştirme, kırlangıç kuyruğu kertme.  

Bunları sırf hiç bilmediğimiz işlerde kullanılan kelimelerin güzelliği için böyle uzun uzun yazdım. 

Rusça bir kadın dergisinden bakarak yaptığım üstü yusufçuk işlemeli terlikler, kırmızı puantiyeli sandaletler. 
Domates, patlıcan ve saire kostümleri içinde çocuklar. 
Mahmuş uyurken.
Tavşanlar, havuçlar. 
Balerinler. 
Uzanmış, yatan kadınlar.
Frotaj yaptığım bozuk paraların resimleri.
Labirentler. 
Tek sayfalık birkaç çizgi roman.
Kuğu şeklinde, yüzüklerin kuğunun boynuna geçirildiği bir yüzüklük.  
Bir gün hastalandığımda, yatağın karşısındaki dolap ve dolabın içinden gözüken, askıdaki giysiler. 
Defterlerden birinin içine ataşla tutturduğum minik martı resmi. 
Felix kafesinde. (Tutturduğum sayfa da buydu.)
Alice Harikalar Diyarı'ndaki iskambil kağıtlarından ordunun kartları.
Eski çalışma masalarımdan birinden gece bakınca gördüğüm gökyüzü ve karşı apartman.  
              
Şimdi Frida Kahlo'nunki gibi bir resim yapsam ama adını, "Su Benden Neler Aldı?" koysam yeridir. 

Ed Ruscha / The Large Trademark with Eight Lights

Ed Ruscha / The Large Trademark with Eight Lights (1962)
Şarkısı da var; buyurun buradan yakın.  

10 Mayıs 2013 Cuma

Hav hav!


Bir hafta boyunca telefonun alarmını "Bark" melodisine kurup sabahları köpek havlamasıyla uyandıktan sonra, bugün öğle uykusundayken normalde hiç duymayacağım, parktan gelen köpek havlamalarıyla uyandım. Bravo, kendimi şartlı reflekslemiş bulunuyorum.